12 Ocak 2015 Pazartesi

Yorgunluk hissi...


["Gerekli"/gereksiz] Tüm [olağan/yoğun/fazla] şekerli ürünler, [tatlılar ve hatta çoğu şekerli meyve], 
insülin direnç eşiğinin yükselmesine ve hızlı iniş çıkışlar nedeniyle [daha fazla/hızlı yeme isteği, 
yorgunluk ve dinlenme gereksinimi] kısır döngüsüne sokan bir süreci tetiklemektedir. 

Dolayısıyla, doğada pek yeri ve yararı olmayan tatlıya (ve "tutkusu"na), 
ihtiyârımızla[Hayır! diyebilme bilgi ve becerimizle] karşı/uzak durmamızı sağlamak ve sürdürmek durumundayızdır!

Her zaman için anımsanmalı ki...
Yediğimizden "kâr", yemediğimizden YARAR elde ederiz!




KEYİF yerine ZEVK...


Keyif, gövdeseldir. YERİNE
Zevk, zihinseldir.


Keyif, maddîdir. YERİNE
Zevk, manevîdir.


Keyif, geçicidir. YERİNE
Zevk, kalıcıdır.


Keyif, yatarak/yatmaktandır. YERİNE 
Zevk, hareketledir/harekettendir.

Keyif, bir şey yapmadan "yaşadığın"[ı zannettiğin]dir. YERİNE 
Zevk, bir şey/ler yaparak elde ettiğindir.

Keyif, başta istek, sonrasında bıkkınlık verir. YERİNE
Zevk, başta isteksizlik, sonrasında şevk verir.

Keyif, yaşandığı oranda pişmanlığa götürür. YERİNE 
Zevk, yaşandığı oranda sevinç/neşe verir. 

Keyif, eşekte de vardır. YERİNE
Zevk, insanladır, insandadır.

Keyif, "kâr"ı"n"dır. YERİNE
Zevk, (hem kendinin, hem de herkesin) YARARın(a)dır (ve ortaktır).
[ Yaptığın/yediğin/içtiğin "kâr", y
apmadığın/yemediğin/içtiğin YARAR! ]




İkisi de ıstırabın eseridir.

İki ıstırap verici durum arasındaki bir aralıktırlar.


Istırap akışı içinde yalnızca bir kesintidirler.


Utanç verici bir keyfin, keyfi geçer, utancı kalır.


Keyifteki mikdar arttıkça eleme dönüşür.


Ancak çalıştıktan ya da bir şeyler yaptıktan sonra, kısa süreli ve hak edilen "keyfin" tadı olur.


Kişi, kendini ya da başkalarını utandırabilecek ucuz keyiflere, ne şimdi, ne de sonra kapılmamalıdır.


Zevk, susabilmeyi (sükût etmeyi) öğrendikten sonra başlar.
[ www.FaRkLaR.net/SUS ]






Bir şey ki, yapmasan da olur, YAPMA!

Bir şey ki, söylemesen de olur, SÖYLEME!



Bir şey ki, yemesen de olur, YEME!

Bir şey ki, içmesen de olur, İÇME!




Mutluluk ve Mutsuzluk merkezleri...




7. SAADET[SÜREKLİ MUTLULUK]
[en üst]

^

------------------



[Mutluluk merkezleri ve seviyeleri...]



6. YÜKSEK BİLİNÇ

^


5. KOŞULSUZ SEVGİ (BOLLUK)

^

4. SEVGİ

^


------------------
[Mutsuzluk merkezleri ve seviyeleri...]


3. GÜÇ

^

2. DUYGU


^


1. GÜVENLİK

[en alt]



Bir alt basamak karşılanmadan, bir üstteki basamak ya da basamaklardan herhangi biri gerçekleştirilemez.

Mutsuzluk merkezlerinden h
erhangi birinde saplanıp kalındığı sürece, üst ve alt basamaklar da etkisiz hale gelir.


Mutluluk merkezlerinden herhangi birinde yoğunlaşıldığı oranda, bir üst basamağa daha kolay ve hızlı çıkılır.







Unvanları, başa değil sona ya da altına yazmak...


Kişinin ve adının önüne gelebilecek -unvanı/sıfatı ne kadar önemli/değerli olursa olsun- hiçbir unvan/sıfat konulamaz/konulmamalıdır!

"Prof./Dr. AD" değil/yerine AD (Dr./Prof.) gibi.

Belki algıda/tanımada kolaylık ve hız kazandıracağından hareketle bu şekilde uygulanıyorsa da bu tutumdan vazgeç(il)melidir! [Saygısızlık ya da hakaret olarak yorumlanmamalıdır!]




[hem] Çok okuyan, [hem de] çok gezen...


"Hangisi(yle) daha çok bilir?" sorusuna, birinden yana, iki yaklaşımda bulunuluyor. 

Bu soru için doğru yanıt diye bir şey yoktur! İkisi de doğru ya/ya da yanlış olabilir. Fakat bilinebilecek bir şey varsa, o da ancak her ikisini de yapanın hiçbir şey bilmediğidir. 

Kişi, ne kadar gezse de, okusa da, ne kadar bilmediğini anlayarak ve ne kadar daha hem gezerek, hem de okuyarak anlaması gerektiğini anlar.

[ Evliyâ Çelebi, [o zamanın koşullarında] 257 şehir, 7600 kale gezmiştir. ]



"En iyi bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğim!"




Gezen tilki, yatan aslandan evlâdır.




www.FaRkLaR.net/Mekanlar



Gövdemizin uyum ve bütünlüğü...



Gövdenin tümü, tam bir uyum ve bütünlük içindedir. Sağ veya sol taraf ayrımı gibi yaklaşımlar, duyu örgenlerinin daha üstün olduğu, ayağın daha değersizmiş gibi görülmesi, iç örgenlere ve dış görünümüne verilen önemin farklılıklarının tamamı yanlıştır. Bunun gibi, elimiz, gözümüz, beynimiz, dalağımız, herhangi bir kasımız ve örgenimiz gibi eşeysel örgen olarak ifade ettiğimiz/nitelendirdiğimiz örgenlerin de diğerlerinden ne fazlası, ne eksiği vardır.

Tüm örgenler, aralarında kesinlikle hiçbir ayrımın yapılamayacağı, varlığın en iyi konumdaki devamlılığı için elbirliğiyle işleyen, gövdenin uyumlu ve üstün parçalarıdır. Üzerlerine yapılacak her türlü derinlemesine çalışma, yadırganacak, ayıplanacak, gizlenecek bir durum/düşünce/yaklaşım olmaksızın insan ve insanlığın gelişimine katkıda bulunması açısından çok önemlidir.




Erkek, dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde.
Nazarımızda kadın, erkek farkı yok.
Noksanlıkla senin görüşlerinde.





Gövde ve zihin, sadece cehaletin ve yanlış anlayışın belirtileridir (ârazıdır).





Büyüklük-küçüklük, kadınlık-erkeklik bir olmadan, insanın tevhid gözü açılmaz. Açılmayınca da, herşeyi parça parça görür, her parça da kişiye belâ olur.




BU, İNSAN DEDİKLERİ, EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL

ÂDEM, MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL




-----------------------------------------------------------------------------------------------





VÜCUT ve/değil/yerine GÖVDE(BEDEN)
( Vücut/vücud, "Varlık" demektir. VE/DEĞİL/YERİNE Gövde, fiziği/örgenleri tanımlar. )
( Gövde olmadığında siz gövdeden ayrılmış değilsiniz -sadece Siz'siniz. )
( Ne gövdesiniz, ne de gövde içindesiniz. )
( Küre ile gövde birdir. )
( Gövde üzerinde aşırı yoğunlaşma, kendi amacına ters düşer ve ters sonuç verir. )
Gövdemiz [3 Boyutlu] [Google] [tarayıcınızın gelişmiş olması gerekmektedir] )
Gövdemizde... )
( ... ve/değil/yerine BER )
SOMA: Hapis. )
( [Lat.] ESSE et CORPUS HUMANUM )


--------------------------------------------


İNSAN GÖVDESİNDE BULUNAN: 
DOĞAL ÖĞELER(ELEMENTLER) ve/<> İZ ÖĞELER(ELEMENTLER)
( Öğe - Ağırlık Yüzdesi )
* Oksijen[O] - %65.0
* Karbon[C] - %18.5
* Hidrojen[H] - %9.5
* Azot[N] - %3.3
* Kalsiyum[Ca] - %1.5
* Fosfor[P] - %1.0
* Potasyum[K] - %0.4
* Kükürt[S] - %0.3
* Sodyum[Na] - %0.2
* Klor[Cl] - %0.2
* Magnezyum[Mg] - %0.1
VE/<>
( % 0.01'den daha az oranda...
* Bor[B], * Krom[Cr], Kobalt[Co], Bakır[Cu], Flor[F], İyot[I], Demir[Fe], Mangan[Mn], Molibden[Mo], Selenyum[Se], Silisyum[Si], Kalay[Sn], Vanadyum[V], Çinko[Zn] )




AĞIZA/DUDAKTAN GİREN ve/<> AĞIZDAN/DUDAKTAN ÇIKAN


İnsan/kişi, iki dudağı arasındadır.

1. İçeri ne gireceğini [yiyeceğini/içeceğini] bilen.

2. Dışarı ne [söz] çıka(ra)cağını bilen.

Dudak ise beşer'i, İnsan yapan/yapabilendir! [Dudağın altı doğadır.[doğanın/düzenin parçasıdır, doğayla ve doğada varolanlarla ortaktır.]

İnsan/kişi, yediğini bilen/tanıyan, doğasına uygun olanları dudağından geçirendir/geçirebilendir.

BİR ŞEY Kİ...
YAPMASAN DA OLUR! YAPMA!!!

BİR ŞEY Kİ...
SÖYLEMESEN DE OLUR! SÖYLEME!!!


BİR ŞEY Kİ...
YEMESEN DE OLUR! YEME!!!

BİR ŞEY Kİ...
İÇMESEN DE OLUR! İÇME!!!
[Özellikle abur-cuburlar ve sigara gibi...]





ZİRVELERİ/Nİ


[MAALESEF]

ŞEFKÂTSİZLİĞİ/MİZİ, ANNEDE/N ÖĞREN/DİK
ANLAYIŞSIZLIĞI/MIZI, BABADA/N ÖĞREN/DİK
ÖTEKİLEŞTİRME/MİZİ, KARDEŞLERDE/N ÖĞREN/DİK
UZAKLIĞI/MIZI, YAKINLARIMIZDA/N ÖĞREN/DİK

ACIMASIZLIĞI/MIZI, KADINLARDA/N ÖĞREN/DİK
TAKINTILARI/MIZI, ERKEKLERDE/N ÖĞREN/DİK
KEYFİYETİ/MİZİ, EŞEŞEYSELLERDE/N ÖĞREN/DİK

SEFİLLİĞİ/MİZİ, ZENGİNLERDE/N ÖĞREN/DİK
KAYITSIZLIĞI/MIZI, ÜNLÜLERDE/N ÖĞREN/DİK

İKİYÜZLÜLÜĞÜ/MÜZÜ, POLİTİKACILARDA/N ÖĞREN/DİK
SAPLANTILARI/MIZI, BAŞ(BA)KANLARDA/N ÖĞREN/DİK

DİNSİZLİĞİ/MİZİ, DİN(İ)DARLARDA/N ÖĞREN/DİK
TUTARSIZLIĞI/MIZI, HOCALARDA/N ÖĞREN/DİK
ZEVZEKLİĞİ/MİZİ, AYDINLARDA/N ÖĞREN/DİK

SİNSİLİĞİ/MİZİ, TÜCCARLARDA/N ÖĞREN/DİK
DEDİKODUCULUĞU/MUZU, ESNAFTA/N ÖĞREN/DİK
İLGİSİZLİĞİ/MİZİ, BİLGİSAYARCILARDA/N ÖĞREN/DİK
DEĞERSİZLEŞTİRMEYİ/MİZİ, GAZETECİLERDE/N ÖĞREN/DİK

AKILSIZLIĞI/MIZI, BİLİM İNSANLARINDA/N ÖĞREN/DİK
YÜZEYSELLİĞİ/MİZİ, FELSEFECİLERDE/N ÖĞREN/DİK
DUYARSIZLIĞI/MIZI, SANATÇILARDA/N ÖĞREN/DİK

SAYGISIZLIĞI/MIZI, YAYADAN ÖĞREN/DİK
DİKKATSİZLİĞİ/MİZİ, ONDAN ÖĞREN/DİK
ÖZENSİZLİĞİ/MİZİ İSE SENDEN ÖĞREN/DİK

DİDİŞME/MİZİ, KOMŞUDAN ÖĞREN/DİK
SATAŞMA/MIZI, ARKADAŞTAN ÖĞREN/DİK
KAVGAYI DA, TARAFTARLARDA/N ÖĞREN/DİK

[FAKAT/YERİNE]

BARIŞI, HALKTA/N ÖĞREN/DİK

BAYRAMI, ÇOCUKLARDA/N ÖĞREN/DİK

DENGEYİ, DOĞADA/N ÖĞREN/DİK

KENDİMİZİ, EVRENDE/N ÖĞREN/DİK



Sürekli/doğrudan erişim adresi...
www.FaRkLaR.net/sozluk/fark/32793
 ]



TÜMÜYLE HAZ >< TÜMÜYLE YARAR/ÇIKAR


Tümüyle haz, yarardan/çıkardan vazgeçmeyi; tümüyle yarar/çıkar, hazdan vazgeçmeyi gerektirir. 

Dolayısıyla, hem haz, hem de yarar, ne haz, ne de yarar; dengelisi olarak da, biraz haz, biraz da yarar üzerinden düşünülebilir, hareket edilebilir fakat [0-1 şeklinde "ya / ya da" ile] biri birine, tercih edilemez ve/veya üzerine inşâ olunamaz/olunmamalıdır!




ACI DUYABİLEN ve/değil/yerine/||/<>/>/< (KENDİ)/(ONUN/ÖTEKİNİN) ACISINI DUYABİLEN




Kendi acısını duyabilene, canlı; 


kendi acısıyla birlikte onun/ötekinin acısını da duyabilene ise İNSAN denir.








YERLEŞİK ile/ve/<> GEZGİN


İnsanlığın gelişimi ve dünya tarihi, bulunduğu olanakları[yer/bölge/koşulları], yeterli gören kişi/ler ile daha da ileriyi[öteyi/yukarıyı] düşünen, merak eden, isteyen/ler arasındaki ilişki[birlik/telik ya da çatışma] ile süregelmiştir.

Bu durum ve süreç, dünya ne kadar daha devam edecekse, en başta, felsefede, bilimde ve sanatta olmak üzere, o kadar daha aynen devam edecektir. Herhangi iki kişi arasında, erkek-kadın, ebeveyn-çocuk, yaşlı-genç, bilen-bilmeyen, zengin-fakir gibi, "doğu"-"batı" gibi her türlü ayrışma ve çatışma ile hem birbirlerini geliştirecek, hem de engel olacaklardır.

Aslolan ve anlaşılması gereken de şu ki, bu devinim/döngü, hiçbir zaman ve koşulda sonlan(a)mayacağından dolayı, bu süreçteki "zorlukların"/uğraşıların, yaşamın [ve anlamının], insanlar arasında değil doğayla/fizikle olduğunu anımsayarak, paylaşım ve dayanışma içinde, bilgilerimizi, farkındalıklarımızı paylaşarak ve ümit aşılayarak sürmesi gerektiğidir.

[ Başkalarından/dışarıdan, hazır gelmesini değil kendim(iz)den başlay(/t)arak! Şimdi, burada ve içinde bulunulan, yeterli/yetersiz, "olumlu/olumsuz", tüm koşullarda! Vazgeçmeden, ertelemeden, üşenmeden!]




KÖMÜR değil/yerine/>< ÖMÜR


Kömür gibi bir hiç uğruna, yüzlerce güzelim kömür gözlümüzün, gözlerinin pırıltılarını ve gölgelerini kalbimizde yaşatmaya devam edeceğiz!

Bir şeylerin ihtirası yüzünden, ölmeden önce ölemeyip işçilerin ölmesine göz yumabilenler içinse, ne desek az, ne desek çok olacağından ve onların da sonlarının, gölgeleriyle ortada olduğunu anımsamamız, belki bir nebze daha teselli olabilir ümidiyle...

:( ((((

"Küçük insanların, gölgeleri büyüdükçe, güneş, batıyor demektir."



( 14 Mayıs 2014 )